Mavi YolculukKendini doğaya teslim edeceğin ve doğanın tüm güzelliğini, mavi ve yeşilin tüm tonları ile sana sunacağı bir tutkudur Mavi Yolculuk… Sadece bedenin değil, ruhun da dinlenişi, hatta daha ötesi; bir kültürdür…

Yakamozun, ay ışığının denizdeki yansıması olmadığını öğrenmektir… Bir gece yarısı, yakamozla sarmalamaktır bedenini, aysız gökyüzünün altında…

Günün yirmi dört saatinin herhangi bir dakikasında, yeşilin yansıdığı kristal lacivert sulara karışabilmektir… Kekik kokulu meltemin eşliğinde, satırların arasına girmek, doyasıya  okuyabilmek…

Dost sohbetidir Mavi Yolculuk, batan güneşin turuncu yansımalarında… Elinde bir soğuk bardak, dilinde yüzyılların özlemi… Gözler gülesi gibi…

Coşkudur aynı zamanda, bastonunda çocukluğa bir seyahat, karşı tarafta dalgaların oturduğu tahtırevalli… Gece eğlenceleri, keşmekeşin uzağında, on binlik eğlence yerlerine inat doruktadır.

Ve en önemlisi huzuru yaşamaktır doyasıya, şehrin koşuşturmacasında aklına bile gelemeyen kendini görebilmektir; ayna olur gökyüzü ile deniz. Mistik bir öğretinin bin yıllık müridi gibi, insanın kendisini, kendisine kavuşturur…

—————

Mavi ve Yeşil“Ben tatildeyim, sabah erken kalkamam” demiş olsanız da, sabah 08:00 dolaylarında, uzun zamandır hiç olmadığınız kadar dinç bir şekilde uyanırsınız. Gece üzerinizi örttüğünüz yıldız desenli sonsuz örtü, yerini sabah maviliğine bırakmıştır. Mürettebat, kahvaltınızı hazırlamıştır bile. Yüzünüzü, dilerseniz “Haydi ne duruyorsun, atla!” diyen ışıltılı ve çarşafımsı denizin içinde yıkar, ardından sabahın hoş serinliği eşliğinde, hiç bir kara mekanında bulamayacağınız manzarada kahvaltınızı yaparsınız. Yaşanan tembelliğin sonunda kimi denize bırakır mahmurluğunu, kimi açmıştır kitabını, kimi zarları sallıyordur, kimi okey çekmeyi ümitle beklerken öte yanda koyu bir sohbet başlamıştır. Herkes bilir ki, her ne yapıyorsa 5 dakika ara vererek istediği an serin sulara kavuşabilir, ardından sohbetine, kitabına, okey ümidine geri dönebilir. Mavi Rüya

Öğle yemeği için, kaptan yeni bir manzara yaratır yolcularına; kısa bir yolculuk sonrası farklı bir koydasınızdır. “Deniz acıktırır insanı” demişler; doğru söze ne hacet? Yemek sonrası turistler genelde aşçıyı alkışlar –ki hemen hepsi bunu hak eder-. Yemek sonrası yine bir miskinlik çöker insanın üzerine. Hafif bir uykunun tam zamanıdır, elbette tentenin altında kalmak koşuluyla. Bu miskinliği üzerinizden nasıl atabileceğinizi sanırım artık biliyorsunuz: lacivert sular…

Bir şnorkel vasıtasıyla Ege’nin barındırdığı tarihi ve doğayı suyun altından izleyebilirsiniz. Amfora veya rengarenk bir balığı görmeniz işten bile değildir. Dilerseniz yüzerek, dilerseniz teknenin botu ile karaya çıkabilir -yaklaşık 15-20 metre uzaklıktasınızdır-, antik geçmişe uzanan yürüyüşler yapabilir, kekik toplayabilirsiniz. Karşılaşacağınız keçiler, civar köylülerce genelde adalara, doğal ortamda yetişmeleri için bırakılmışlardır.

Akşamüstü duyacağınız çağrı, çay saatinin habercisidir. Elbette denizden çıkmak istemeyebilirsiniz. Lakin, bir fincan çay arası vermekte yarar var. Çaydan bir kaç saat sonra gelecek olan yemek kokusu acıktığınızı hatırlatır Size. Odanızda duşunuzun ardından yemeği beklerken, bir kadeh içeceğinizi alıp teknenin ön tarafındaki sohbete katılabilirsiniz. Bu arada halen suda eğlenceli bağırışlarla oyunlarına devam edenleri de izleme şansına sahipsiniz.

Akşam yemeği… Leziz bir yemek önünüzdedir, salatası ve mezeleri ile eksiksiz bir sofrayı şenlendirmek gerekir, bu da çakır keyifliğin sinyalini verir. Yemek sonrası, güverteyi pist alanına çevirebilir ve dilediğinizce dans edebilir, tabu ve benzeri grup oyunları oynayabilir, gecenin sessizliğini dinlemek için teknenin ön kısmına geçebilirsiniz. Ancak mutlaka yapmanız gereken şeylerden biri, teknenin ışıklarını kapattırıp, gece yarısı denize girmektir. Hiçbir  şekilde fotoğraf veya video görüntüsünü göremeyeceğiniz, sadece deneyimleyebileceğiniz bir olaya şahit olunuz; yakamoza! Sonra, ömrü hayatınızda göremeyeceğiniz kadar çok yıldızla kaplanmış gökyüzünü üzerinize serin. Kayan yıldızları sayarken, maviye uyanmak üzere ağır ağır kapansın gözleriniz…

Haziran 2006
İstanbul

Benden Bana |