<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Benden Bana... &#187; Benden Bana</title>
	<atom:link href="http://ufuk.agun.org/kategori/benden-bana/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://ufuk.agun.org</link>
	<description>Çığlığım Yankılansa...</description>
	<lastBuildDate>Sat, 07 Jun 2008 11:42:46 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Gitmesene&#8230;</title>
		<link>http://ufuk.agun.org/gitmesene</link>
		<comments>http://ufuk.agun.org/gitmesene#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Mar 2007 10:56:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ufuk Agun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Benden Bana]]></category>
		<category><![CDATA[Çeşitli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ufuk.agun.org/44</guid>
		<description><![CDATA[Evden çıkarken artık bir paranoyam oldu, kapıyı açtığımda Kontes yahut Boncuk&#8217;un ayaklarımın arasından dışarı fırlayıp merdivenlerden çıkıp gözden kaybolmaları, benim de hiçbir şeyin farkında olmadan kapıyı kapatıp biryerlere gitmem&#8230; (Benim odama giriş çıkışlarım sırasında yaşanan rutin durum&#8230;) Bu nedenle bazen dış kapıyı açıp çıktıktan sonra her ikisinin de evde olduğundan emin olmak için tekrar eve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evden çıkarken artık bir paranoyam oldu, kapıyı açtığımda Kontes yahut Boncuk&#8217;un ayaklarımın arasından dışarı fırlayıp merdivenlerden çıkıp gözden kaybolmaları, benim de hiçbir şeyin farkında olmadan kapıyı kapatıp biryerlere gitmem&#8230; (Benim odama giriş çıkışlarım sırasında yaşanan rutin durum&#8230;) Bu nedenle bazen dış kapıyı açıp çıktıktan sonra her ikisinin de evde olduğundan emin olmak için tekrar eve giriyorum. Halbuki tatile giderken bile elektrik, su, gaz vb şeyleri bir kere kontrol etmem yeterlidir.<br />
<span id="more-44"></span></p>
<p>Dün evden çıkmadan önce yine benzer bir kontrol için geri eve girdim (o sırada ayakkabılarımı çıkarmadığımı kimse bilmiyor) Boncuk yatağın üzerine serilmiş, sanki geri dönüp bakacağımı bilircesine gözü odanın kapısında&#8230; (Normalde ben çıkarken yolcu eder, ayaklarıma dolanır) Öyle bir bakış, işve, naz vardı ki gözlerinde! Hele yine böyle durumlarda kullandığı ses tonuyla &#8220;<em>bırak o makinayı da biraz sev</em>&#8221; diye miyavlaması!.. </p>
<p>İşte o andan iki kare. Maalesef ayar yapma şansım olmadı, fotoğraf kalitesi düşük. (Küçük fotoğrafların üzerine tıklayınca biraz daha büyükleri açılıyor)<br />
<center><br />
<a title="Gitme" href="http://ufuk.agun.org/wp-content/uploads/2007/03/gitme1a.jpg" rel="lightbox"><br />
<img id="image41" height=87 alt=Gitme src="http://ufuk.agun.org/wp-content/uploads/2007/03/gitme1a.kucukresim.jpg" /><br />
</a></p>
<p><a title="Gitmesene" href="http://ufuk.agun.org/wp-content/uploads/2007/03/gitme2a.jpg" rel="lightbox"><br />
<img id="image43" height=87 alt=Gitmesene src="http://ufuk.agun.org/wp-content/uploads/2007/03/gitme2a.kucukresim.jpg" /><br />
</a><br />
</center></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ufuk.agun.org/gitmesene/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kainata Yayılan Dalgalar</title>
		<link>http://ufuk.agun.org/kainata-yayilan-dalgalar</link>
		<comments>http://ufuk.agun.org/kainata-yayilan-dalgalar#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Mar 2007 06:16:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ufuk Agun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Benden Bana]]></category>
		<category><![CDATA[İlhan İrem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ufuk.agun.org/kainata-yayilan-dalgalar</guid>
		<description><![CDATA[Çocukluğumun yazlarını bir Anadolu kasabasında tam bir “köy yaşantısı”yla geçirdim. Okulların kapanıp tatilin başlamasından kısa bir süre sonra, ciğerlerime temiz havayı çekeceğim köyümüze giderdim. Büyük şehrin yüksek binaları arasında gökyüzünü görmekte zorlanan bir çocuk için ne büyük mutluluktu. Tarlasını sulamak… deresinde balık tutmak… çobanlık yapmak… uçsuz bucaksız bir ovanın ortasında, masmavi gökyüzünün altında, sapsarı buğday [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluğumun yazlarını bir Anadolu kasabasında tam bir “köy yaşantısı”yla geçirdim. Okulların kapanıp tatilin başlamasından kısa bir süre sonra, ciğerlerime temiz havayı çekeceğim köyümüze giderdim. Büyük şehrin yüksek binaları arasında gökyüzünü görmekte zorlanan bir çocuk için ne büyük mutluluktu. Tarlasını sulamak… deresinde balık tutmak… çobanlık yapmak… uçsuz bucaksız bir ovanın ortasında, masmavi gökyüzünün altında, sapsarı buğday başaklarının arasında koşmak, yuvarlanmak… </p>
<p>Kerpiç, 3 göz odası olan sıcacık bir evi vardı dedemlerin, envai çeşit meyve ağaçlı bahçesi de cabası. Akşamları, evin bahçesinde brandadan kurduğumuz “Çadırdan Agarta”ya giderdik kuzenimle. Yıldızları seyretmek bambaşka olurdu, şehir ışıklarının kirletemediği gecede…</p>
<p><span id="more-39"></span></p>
<p>Şimdi rüya gibi gelen o yazlarda bir sorunum vardı. Aylarca ailemin sesini duyamamak. İşte o zaman çocukluk aklımla “komik” bir şey düşüncem vardı. Gecenin sessizliğinde gökyüzünü dinler, Annemin sesini duyacağımı sanırdım. 15-20 cm’lik kare camların ağaç çerçevelerle birleşmesinden oluşan pencerenin yanı başındaydı yatağım. Yıldızlara bakar saatlerce dinlerdim… Dedemin horlama sesi, benim uzayı dinleme girişimlerini sabote etmeye çalışırdı ama olsun…</p>
<p>Gel zaman git zaman, fizik dersleri almaya başladım okulda. Suya atılan taşlar nasıl da dalgalar yaratıyordu. Taşın atıldığı noktadan uzaklaştıkça dalga boyunda değişiklik olabiliyordu ama dalga yayılmaya devam ediyordu. Atlas Okyanusu’na bir meteor düşse, oluşturacağı dalga o kadar yüksek olur ki, bir zaman sonra onun dalga etkisi Haliç’e kadar uzanır. Ama bu etki bizim diğer dalgalardan ayırt edemeyeceğimiz kadar zayıflamış olur. </p>
<p>“Ses dalgası” kavramını öğrendim sonra… Aramda 1 metre olan bir kişiyi duyuyorum. 10 metre olunca biraz daha az ama yine de duyuyorum. 100 metre var ise duyamıyorum. Duyamama nedenim, bu mesafe içerisinde sesin “yok olması” mı? Elbette değil, sadece benim kulağımın algılayamayacağı bir frekansa düşmesi… O ses halen var olsa da bana “yok”muş gibi geliyor. Köpek düdüklerini duymuşsunuzdur, üflendiğinde insan tarafından duyulmaz ancak köpekler tarafından duyulabilir. </p>
<p>Yüksek sesli müzik dinlerken bu ses dalgalarının fiziksel olarak neler yapabileceğini de görebiliyorum; hoparlörün membranı nasıl gelgit hareketleri yapmakta. Karşısına geçtiğinizde sesin dalga dalga yayılışını içimiz titreyerek hissedebiliyoruz.</p>
<p>Sonra anladım ki, çocuk aklımla dinlediğim gökyüzünde yüz binlerce ses dalgası dolaşıyor. Hatta bu hareketin zaman aldığını düşünürsek (suya atılan taşın yarattığı dalgaların zamanla hareket etmesi gibi) geçmişe ait sesler dahi dalga hareketini sürdürüyor. Belki de bugünkü teknoloji veya duyu organlarımızla duyamayacağımız frekansta… “Kulağım çınladı birisi beni andı…” sözü nereden çıktı acaba?</p>
<p>Bir de şu konu var;<br />
Enerjinin korunumu kanunu. Bir şey yoktan var edilemez, vardan yok edilemez; ancak birbirine dönüşebilir. Yerlere düşen damlalar, buharlaşır, yeniden yağmur olur… </p>
<p>Elimize büyükçe bir taş alıp, denize atalım. Bu sırada ve sonrasındaki enerji dönüşümleri nelerdir:<br />
Besinlerden hücrelerimizin dönüştürdüğü enerji, kaslarımızda da hareket enerjisine dönüştü. Bu enerjiyi elimizdeki taşa aktardık. Taş havada hareket ederek yerçekimine karşı koyamayıp sonuçta suya düştü. Suyla teması sırasında hareket enerjisini suya aktardı. Suda dalgalar oluştu ve bu dalgalara yüklenmiş olan enerji suyla aktarılmaya başladı (aynı taşın havadaki hareketi gibi) Sonra dalga kıyıya ulaştı. Orada yok mu oldu? Kesinlikle hayır, enerji kaybolmaz ki. Kıyıda kayalar olduğunu düşünelim. Bu enerjinin bir kısmı kayalara aktarıldı. Kayalara aktarılan enerjinin etkilerini binlerce yılın sonunda görmek mümkün. Aktarılan bu enerjiler zamanla o kayaları param parça ediyor. Kumsallar nasıl oluştu ki? Kayalardan yansıyarak geri dönen enerji ise yolculuğuna bir başka kıyıya vurup yine dönmek üzere devam etti. </p>
<p>Güzel bir çocukluk hikayesinden nereye geldim değil mi? Sıkılmadan okuyacağınız ümidiyle devam etmek istiyorum. </p>
<p>Sonra ergenlik döneminde garip sorular sormaya başladım;<br />
- bir bardağa bakıp “bu bardağın şekli gerçekten böyle mi yoksa ben ve tüm insanlar mı böyle görüyor?”,<br />
- “çok iyi yalıtılmış bir kürenin içine, bir delikten anlık ışık tutsam, iç çeperlerinde yansıyarak sonsuza kadar hareket eder mi? Sonra bir gün açsam küreyi etrafı aydınlatır mı?”<br />
- “Düşüncelerim de ses gibi dalga dalga yayılıyor olabilir mi?”</p>
<p>Bu ve benzeri sorularımı konuşabileceğim tartışabileceğim kimse yoktu. Ne zaman konusunu açmak istesem “fazla ders çalışmış, beyni sulanmış” bakışlarını görebiliyordum. Zamanla baktım ki etrafımdaki insanları sıkıyorum, konuşmamaya başladım bu sorular üzerine…</p>
<p>Ama ses dalgalarına benzer şekilde düşüncelerin de dalga dalga yayıldığını, evrende düşüncelerin hareket ettiğini hayal ettim hep…</p>
<p>2004 yılında <a href="http://www.milliyet.com.tr/2004/05/19/yasam/axyas01.html" target="_blank">bir gazete haberini</a> gördüğümde bir garip his yayıldı içimde: <a href="http://www.milliyet.com.tr/2004/05/19/yasam/axyas01.html" target="blank">Bu haberde</a>, başınıza bağlanan elektrotlarla bir topu hareket ettirmek üzere bir düzenek olduğu yazıyordu. Haberdeki “Beyin Topu”nu biraz araştırdıktan sonra bilimsel çalışmayı yapan enstitüyü buldum:<br />
<a href="http://smart.tii.se/smart/projects/brainball/index_en.html" target="_blank">http://smart.tii.se/smart/projects/brainball/index_en.html</a><br />
Konuyla ilgili pek çok bilimsel açıklamaya buradan ulaşmak mümkün. Sistemin nasıl çalıştığını merak edenler <a href="http://www.i-p.se/doc/IPMB512K.wmv" target="_blank">http://www.i-p.se/doc/IPMB512K.wmv</a> adresindeki videoyu izleyebilirler.<br />
<a href="http://www.i-p.se/index.aspx?page=promotional" target="_blank">http://www.i-p.se/index.aspx?page=promotional</a> adresinde başka açıklama ve videolar da mevcut.</p>
<p>19 Mayıs 2004 tarihinde, İlhan İrem Yahoo mail grubunda bir yazı yazdım, “Beyin Dalgaları” başlıklı. Sonuç olarak benim için beynimizin, kayalara vuran su dalgaları gibi yahut camı kıran ses dalgaları gibi, düşünce dalgaları ürettiğine dair ispatı oldu bu çalışmalar. Bunları bir aracı kullanarak fiziksel etkiye dönüştürmek mümkündü. Hatta aracı kullanmadan, düşünceyle kaşıkların eğildiğini, bardakların kırılabildiğini de duydum, okudum. Bunlar uzak gibi gelse de şu an size, çok daha yakın gelebilecek örnekler vermek istiyorum. 2004 yılında grupta yazdığım maillerdeki gibi;</p>
<p>Bazı insanlarla tanıştığımızda hemen kanımız kaynar, bazı kişilere “nur yüzlü” der, hemen güven duyarız. Size güler yüzle günaydın diyen bir insana tepkimiz onun davranışıyla paraleldir. İşte bu aşamada “sevgi enerjidir”. Birbirimize aktardığımız, çevremize ve evrene yayılan bir enerji…</p>
<p>Bir yerde otururken size bakıldığını düşünüp başınızı çevirdiğinizde gerçekten birisinin size bakıyor olduğunu görürsünüz. Hiç konuşmuyor bile olsa, gergin bir insanın yanından uzaklaşmak istersiniz, aynı odada bulunduğunuz sürece sizi de bir gerginlik alır. Uzun süredir hiç görüşmediğiniz bir arkadaşınızı düşünmenizden kısa bir süre sonra karşılaşırsınız veya telefonunuz çalar, arayan odur… İlginç bir başka şey de halk arasında “Aklıma gelen başıma geldi” gibi bir sözün yer etmiş olmasıdır.</p>
<p>Düşüncelerimiz, hissedişlerimiz, isteklerimiz&#8230; Beynimizin kıvrımlarında dönen her şey dalga dalga yayılıyor evrene. İyi düşünceler, kötü düşünceler… Ve tüm bunlar, bugün yarın, bir şekilde kıyılara vuruyor ve evrenin bütünlüğü içinde bir fiziksel sonuç yaratıyor. Nasıl ki yıllarca ardı ardına kayalara vuran dalgaların, güçlerini birleştirip o kayalara etki etmesi gibi, düşünceler de birleşip olayları etkileyebiliyorlar. </p>
<p>İlhan İrem İstanbul Konseri… Binlerce Yüreğin saf temennileri birleşerek yağan yağmuru durdurmadı mı? “Bir Yıldız”, açılan bulutların arasından yıldızların altında söylenmedi mi?..</p>
<p><a href="http://ilhaniremkonserleri.com/hulusi-tunca-ilhan-iremle-bir-soylesi-kasim-2006" target="_blank">İlhan İrem’in Kasım 2006’da Hulusi Tunca ile yaptığı özel röportaj</a>dan:<br />
“Kainat derin düşüncelerle dönüşür, büyülenir. ”</p>
<p><a href="http://ilhaniremkonserleri.com/hulusi-tunca-ilhan-iremle-bir-soylesi-kasim-2006" target="_blank">Aynı röportaj</a>da İzmir Konserinde yağmurun durmayışı üzerine söyledikleri de konuyla çok ilgili:<br />
“Tümüyle inanç konusudur… Kitleyi ilgilendiren oluşumlarda ruhların eksiksiz buluşması gerek. Büyülü desen hiçbir negatif yaklaşımla, hiçbir noktasında kararmamalı.”</p>
<p>Bu evreni oluşturan bütünün parçalarıyız ve kainat bizim düşüncelerimizle şekilleniyor… </p>
<p>Karanlık hiçbir zaman yok olmayacak ancak bizim bu mavi gezegene daha fazla ışığı, daha fazla sevgiyi sadece isteyerek getirebileceğimizi biliyorum. </p>
<p>Işık ve Sevgiyle…<br />
09.02.2007</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ufuk.agun.org/kainata-yayilan-dalgalar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
<enclosure url="http://www.i-p.se/doc/IPMB512K.wmv" length="1848743" type="video/x-ms-wmv" />
		</item>
		<item>
		<title>Nurlu Kapılarda&#8230;</title>
		<link>http://ufuk.agun.org/nurlu-kapilarda</link>
		<comments>http://ufuk.agun.org/nurlu-kapilarda#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Dec 2006 06:04:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ufuk Agun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Benden Bana]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ufuk.agun.org/20070201/siyah-noktalar/</guid>
		<description><![CDATA[Nurlu kapıların Cennet Havarisine!..
Çok güzel bir birlikteliğin koynundayız&#8230;
Kimilerinin düşlerinde dahi görmediği, kimbilir göremeyeceği gerçekliklerdeyiz&#8230;
Bunun bir bedeli var; ödedik, ödüyoruz&#8230;
&#160;
&#160;

Ama bedelin ne olduğunu karıştırmamak gerek; şevkimizi kaybetmek, güzelliğimizin tohumlarını ekmemek değildir bedel!
Daha az anlaşılacak, daha az insan ile paylaşabileceğiz Cennetimizi&#8230; Daha kırılgan olacağız belki, çünkü beklenilmeyen tepkiler, insanların ikiyüzlülükleri daha da acıtacak içimizi&#8230; Beyaz kağıttaki siyah [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://ufuk.agun.org/wp-content/uploads/2007/02/674511_75519647_kucuk.jpg" align="left" />Nurlu kapıların Cennet Havarisine!..</p>
<p>Çok güzel bir birlikteliğin koynundayız&#8230;<br />
Kimilerinin düşlerinde dahi görmediği, kimbilir göremeyeceği gerçekliklerdeyiz&#8230;</p>
<p>Bunun bir bedeli var; ödedik, ödüyoruz&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span id="more-31"></span></p>
<p>Ama bedelin ne olduğunu karıştırmamak gerek; şevkimizi kaybetmek, güzelliğimizin tohumlarını ekmemek değildir bedel!<br />
Daha az anlaşılacak, daha az insan ile paylaşabileceğiz Cennetimizi&#8230; Daha kırılgan olacağız belki, çünkü beklenilmeyen tepkiler, insanların ikiyüzlülükleri daha da acıtacak içimizi&#8230; <strong>Beyaz kağıttaki siyah noktalar</strong> daha belirgin olur&#8230;  Önceden görmediklerimizi görecek, önemsemediklerimiz artık üzecek&#8230; Zamanla hem siyah noktalar azalacak (üfleyeceğiz), hem artık küçücük görünecek, güleceğiz onlara&#8230;</p>
<p>Yapacağımız çok iş, alacağımız çok yol var&#8230;<br />
Oyalanmayalım &#8220;küçük siyah noktalarla&#8221;&#8230;<br />
Yaşadıklarımız, rüyalarımızı pekiştirmek için sunuluyor önümüze&#8230; Engel olsun diye değil&#8230;</p>
<p>Şimdi&#8230;<br />
Var olan en güzel ve değerli kitabının bir sayfasını daha çevir, arkanda kalsın dün&#8230; Aldığımız bir ders var ise, zihnimize yazalım&#8230; Ama olayı, kişileri bir önceki sayfada bırakalım&#8230; Zira onlar bu dersi bize vermek için görevliydiler, belki de kendilerini feda ettiler&#8230;</p>
<p>Sonra&#8230;<br />
Cennetimizde davetler vereceğiz DOSTlarla&#8230;<br />
Diğerlerinin hayal edemeyecekleri buluşmalar&#8230;<br />
&#8220;<strong>Kainat Güzelleri</strong>&#8220;&#8230;</p>
<p>Yunus&#8217;tan bitirelim sözü:</p>
<p>&#8220;<em>Ey sözlerin aslın bilen, gel de bu söz kandan gelir<br />
  Söz aslını anlamayan, sanır bu söz benden gelir</em> &#8220;</p></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ufuk.agun.org/nurlu-kapilarda/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya</title>
		<link>http://ufuk.agun.org/mavi-ruya</link>
		<comments>http://ufuk.agun.org/mavi-ruya#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Nov 2006 07:09:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ufuk Agun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Benden Bana]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ufuk.agun.org/20061130/mavi-ruya/</guid>
		<description><![CDATA[Kendini doğaya teslim edeceğin ve doğanın tüm güzelliğini, mavi ve yeşilin tüm tonları ile sana sunacağı bir tutkudur Mavi Yolculuk… Sadece bedenin değil, ruhun da dinlenişi, hatta daha ötesi; bir kültürdür…
Yakamozun, ay ışığının denizdeki yansıması olmadığını öğrenmektir… Bir gece yarısı, yakamozla sarmalamaktır bedenini, aysız gökyüzünün altında…
Günün yirmi dört saatinin herhangi bir dakikasında, yeşilin yansıdığı kristal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img id="image23" title="Mavi Yolculuk" alt="Mavi Yolculuk" src="http://ufuk.agun.org/wp-content/uploads/2006/11/dsc02590.jpg" align="right" />Kendini doğaya teslim edeceğin ve doğanın tüm güzelliğini, mavi ve yeşilin tüm tonları ile sana sunacağı bir tutkudur Mavi Yolculuk… Sadece <strong>bedenin değil, ruhun da dinlenişi, hatta daha ötesi</strong>; bir kültürdür…</p>
<p>Yakamozun, ay ışığının denizdeki yansıması olmadığını öğrenmektir… Bir gece yarısı, yakamozla sarmalamaktır bedenini, aysız gökyüzünün altında…</p>
<p>Günün yirmi dört saatinin herhangi bir dakikasında, yeşilin yansıdığı kristal lacivert sulara karışabilmektir… Kekik kokulu meltemin eşliğinde, satırların arasına girmek, doyasıya  okuyabilmek&#8230;</p>
<p><span id="more-20"></span>Dost sohbetidir Mavi Yolculuk, batan güneşin turuncu yansımalarında… Elinde bir soğuk bardak, dilinde yüzyılların özlemi… Gözler gülesi gibi…</p>
<p>Coşkudur aynı zamanda, <strong>baston</strong>unda çocukluğa bir seyahat, karşı tarafta dalgaların oturduğu tahtırevalli… Gece eğlenceleri, keşmekeşin uzağında, on binlik eğlence yerlerine inat doruktadır.</p>
<p>Ve en önemlisi huzuru yaşamaktır doyasıya, şehrin koşuşturmacasında aklına bile gelemeyen kendini görebilmektir; ayna olur gökyüzü ile deniz. <strong>Mistik bir öğretinin bin yıllık müridi gibi, insanın kendisini, kendisine kavuşturur…</strong></p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p><a title="Mavi ve Yeşil" href="http://ufuk.agun.org/wp-content/uploads/2006/11/dsc02664.JPG" rel="lightbox"><img id="image24" title="Mavi ve Yeşil" style="width: 165px; height: 116px" height="116" alt="Mavi ve Yeşil" src="http://ufuk.agun.org/wp-content/uploads/2006/11/dsc02664.kucukresim.jpg" width="165" align="left" /></a>“Ben tatildeyim, sabah erken kalkamam” demiş olsanız da, sabah 08:00 dolaylarında, uzun zamandır hiç olmadığınız kadar dinç bir şekilde uyanırsınız. Gece üzerinizi örttüğünüz yıldız desenli sonsuz örtü, yerini sabah maviliğine bırakmıştır. Mürettebat, kahvaltınızı hazırlamıştır bile. Yüzünüzü, dilerseniz “Haydi ne duruyorsun, atla!” diyen ışıltılı ve çarşafımsı denizin içinde yıkar, ardından sabahın hoş serinliği eşliğinde, hiç bir kara mekanında bulamayacağınız manzarada kahvaltınızı yaparsınız. Yaşanan tembelliğin sonunda kimi denize bırakır mahmurluğunu, kimi açmıştır kitabını, kimi zarları sallıyordur, kimi okey çekmeyi ümitle beklerken öte yanda koyu bir sohbet başlamıştır. Herkes bilir ki, her ne yapıyorsa 5 dakika ara vererek istediği an serin sulara kavuşabilir, ardından sohbetine, kitabına, okey ümidine geri dönebilir. <a title="Mavi Rüya" href="http://ufuk.agun.org/wp-content/uploads/2006/11/mavi_ruya1_.jpg" rel="lightbox"><img title="Mavi Rüya" alt="Mavi Rüya" src="http://ufuk.agun.org/wp-content/uploads/2006/11/mavi_ruya1_orta.jpg" align="right" /></a></p>
<p>Öğle yemeği için, kaptan yeni bir manzara yaratır yolcularına; kısa bir yolculuk sonrası farklı bir koydasınızdır. “Deniz acıktırır insanı” demişler; doğru söze ne hacet? Yemek sonrası turistler genelde aşçıyı alkışlar –ki hemen hepsi bunu hak eder-. Yemek sonrası yine bir miskinlik çöker insanın üzerine. Hafif bir uykunun tam zamanıdır, elbette tentenin altında kalmak koşuluyla. Bu miskinliği üzerinizden nasıl atabileceğinizi sanırım artık biliyorsunuz: lacivert sular…</p>
<p>Bir şnorkel vasıtasıyla Ege’nin barındırdığı tarihi ve doğayı suyun altından izleyebilirsiniz. Amfora veya rengarenk bir balığı görmeniz işten bile değildir. Dilerseniz yüzerek, dilerseniz teknenin botu ile karaya çıkabilir -yaklaşık 15-20 metre uzaklıktasınızdır-, antik geçmişe uzanan yürüyüşler yapabilir, kekik toplayabilirsiniz. Karşılaşacağınız keçiler, civar köylülerce genelde adalara, doğal ortamda yetişmeleri için bırakılmışlardır.</p>
<p>Akşamüstü duyacağınız çağrı, çay saatinin habercisidir. Elbette denizden çıkmak istemeyebilirsiniz. Lakin, bir fincan çay arası vermekte yarar var. Çaydan bir kaç saat sonra gelecek olan yemek kokusu acıktığınızı hatırlatır Size. Odanızda duşunuzun ardından yemeği beklerken, bir kadeh içeceğinizi alıp teknenin ön tarafındaki sohbete katılabilirsiniz. Bu arada halen suda eğlenceli bağırışlarla oyunlarına devam edenleri de izleme şansına sahipsiniz.</p>
<p>Akşam yemeği… Leziz bir yemek önünüzdedir, salatası ve mezeleri ile eksiksiz bir sofrayı şenlendirmek gerekir, bu da çakır keyifliğin sinyalini verir. Yemek sonrası, güverteyi pist alanına çevirebilir ve dilediğinizce dans edebilir, tabu ve benzeri grup oyunları oynayabilir, gecenin sessizliğini dinlemek için teknenin ön kısmına geçebilirsiniz. Ancak mutlaka yapmanız gereken şeylerden biri, teknenin ışıklarını kapattırıp, gece yarısı denize girmektir. Hiçbir  şekilde fotoğraf veya video görüntüsünü göremeyeceğiniz, sadece deneyimleyebileceğiniz bir olaya şahit olunuz; yakamoza! Sonra, ömrü hayatınızda göremeyeceğiniz kadar çok yıldızla kaplanmış gökyüzünü üzerinize serin. Kayan yıldızları sayarken, maviye uyanmak üzere ağır ağır kapansın gözleriniz…</p>
<p>Haziran 2006<br />
İstanbul</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ufuk.agun.org/mavi-ruya/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Necip Hablemitoğlu</title>
		<link>http://ufuk.agun.org/necip-hablemitoglu</link>
		<comments>http://ufuk.agun.org/necip-hablemitoglu#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Nov 2006 14:12:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ufuk Agun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Benden Bana]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ufuk.agun.org/2006-11-18/hablemitoglu/</guid>
		<description><![CDATA[Yıl 1994&#8230;
Üniversitenin ilk yılı. Birinci sınıfın derslerinden İnkılap Tarihi dersi, günün sıradışı saatine koyulmuş. Çünkü saat 17:00&#8242;den sonra dersimiz yokken, İnkilap Tarihi 18:00&#8242;den hatta 19:00&#8242;dan sonra yapılırdı. İlk defa bir amfiye girmiştim. Böyle bir oturma düzenini en son ilkokulda, Harbiye Açık Hava Tiyatrosu&#8217;nda katıldığımız folklor yarışmasından hatırlıyordum. O saatte okulda derslere girecek öğrenci bulunmazdı genelde. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="Necip Hablemitoğlu" alt="Necip Hablemitoğlu" src="http://ufuk.agun.org/wp-content/uploads/2006/11/hablemitoglu1.jpg" align="left" />Yıl 1994&#8230;</p>
<p>Üniversitenin ilk yılı. Birinci sınıfın derslerinden İnkılap Tarihi dersi, günün sıradışı saatine koyulmuş. Çünkü saat 17:00&#8242;den sonra dersimiz yokken, İnkilap Tarihi 18:00&#8242;den hatta 19:00&#8242;dan sonra yapılırdı. İlk defa bir amfiye girmiştim. Böyle bir oturma düzenini en son ilkokulda, Harbiye Açık Hava Tiyatrosu&#8217;nda katıldığımız folklor yarışmasından hatırlıyordum. O saatte okulda derslere girecek öğrenci bulunmazdı genelde. Bilardo salonları veya kafeteryalar daha yoğun olurdu okuldan.</p>
<p><span id="more-12"></span>O gün bir ilki yaşıyordum, kalabalığı görünce dersin neden bir amfide yapıldığını anladım. Sadece birinci sınıf değil, üst sınıflardan da o kadar çok insan vardı ki! Açıkçası ürktüm, demek ki zor bir ders, alttan alanlar çok fazla ve devam zorunluluğu konusunda katı bir öğretim görevlisi gelecek birazdan&#8230;</p>
<p>Derken orta boylu, biraz tombulca ve yüzünde güller açan, sevecen mi sevecen birisi girdi sınıfa&#8230; Kürsüye gelene kadar en az on kişiye, adıyla hitap ederek selam verdı, gözlüklerinin ardından kısılan gözleriyle. Sonra, &#8220;Merhaba Arkadaşlar!&#8221; diyerek selamladı hepimizi. Bu görüntü ve ses tonu yerime daha rahat oturmamı sağlamıştı. Ardından kendisini kısaca tanıttı: &#8220;İsmim <strong>Necip Hablemitoğlu</strong>, iki çocuk babasıyım, mutlu bir evliliğim var. Bu yıl içerisinde sizlerle İnkılap Tarihimiz ve özellikle <strong>Atatürk İlkeleri</strong> hakkında konuşacağız.&#8221; Sıradışıydı&#8230; Bir anda tüm İnkılap Tarihimizi öğrenmek, Atatürk İlkelerini uygulamak geçti içimden. Sonra bir daha hiç aklımdan çıkmayacak bir cümle kurdu: &#8220;Bu söyleşiler sırasında yakınınızda oturanları rahatsız etmeyecek şekilde dilediğinizce özgürsünüz; akşam saati, bu nedenle acıkabilirsiniz, yiyeceğinizi getirebilirsiniz ancak lütfen yanınızdakiyle paylaşın. Sevgilinizle randevunuz varsa, elinden tutun birlikte gelin. Sigara içmek zorunda kalırsanız amfinin şu en arka tarafında pencereyi açarak içebilirsiniz. Devamlılığı kontrol etmem, ama mümkünse sınava katılmaya çalışın. Son olarak bir şey rica edeceğim, arada sırada yüzüme bakarak kafanızı sallayın ve beni dinliyormuş gibi gülümseyin&#8230;&#8221;</p>
<p>Anlattıkları organik kimya olsa yine sevilirdi. Ancak çok daha ötesini anlatıyordu, hikayelerle pekiştiriyordu. O güne kadar sınıf duvarlarındaki tablolardan gülümseyen <strong>Atatürk,</strong> ete kemiğe bürünüyor, yanımızdaki sıraya oturuyordu&#8230; Dinleyenler, ellerinde bayrak ile Çiğiltepe&#8217;ye tırmanan askerin duygularını hissediyordu&#8230;<img title="Necip Hablemitoğlu ve Kızları" alt="Necip Hablemitoğlu ve Kızları" src="http://ufuk.agun.org/wp-content/uploads/2006/11/hablemitoglu2.jpg" align="right" /></p>
<p>Bir gün; &#8220;Haftaya size süprizim var, konuklarımız olacak&#8221; dedi. Dünyalar tatlısı iki güzel kızı misafirimiz oldu bir hafta sonra. O küçücük kızların arkadaşı gibiydi. Anlatımlarının, bağlı olduğu ilkelerin bir öğretim görevlisi ruhuyla değil, bir baba ruhuyla anlattığını o gün hissettim. Ancak o babanın çocukları o an kürsünün üzerine oturttuğu kızlardan ötedeydi. Sanki bu vatan üzerindeki tüm çocuklar onun evladıydı ve onların geleceklerine dair endişeler taşıyarak bilinçlendirmeye çalışıyordı bizleri&#8230;</p>
<p>Dersler dışında, bahçede karşılaştığımızda gözler kısılır ve o meşhur gülümsemesiyle selamını hiçbir zaman esirgemezdi. Öyle ki, selamlaşabilmek için yolunuzu değiştirirdiniz.</p>
<p>Sonra bir gün bir silah patladı&#8230; 18 Aralık 2002&#8230; Bu patlama O&#8217;nun hep yanıbaşındaydı zaten. Bilmezdik o zamanlar, meğer kimleri kimleri rahatsız ediyormuş, o yüzünde güller açan adam. Ne tehditler yaşıyormuş ki, bundan dolayı her ders sonrasında vedalaşırcasına bakıyormuş gözlerimize&#8230; Suikaste kurban giden bir değerli insan daha&#8230; Kim, neden, niçin? <a title="Necip Hablemitoğlu'nun Yazıları" href="http://www.hablemitoglu.com/yazilari.htm" target="_blank">Yazdıkları</a> okunduğunda her şey çok açık&#8230;</p>
<p>Bu yazının içine koymadım ama, onun da söylediği gibi, kimilerinin öldükleri günü değil, &#8220;neden öldüklerini&#8221; hatırlamak gerek.</p>
<ul>
<li><a title="Necip Hablemitoğlu Belgeseli" href="http://www.dogrugenclik.org/hablemitoglu/necip-hablemitoglu-www.neciphablemitoglu.com.wmv" target="_blank">Necip Hablemitoğlu Belgeseli</a> (~40 dakikalık bu çalışmayı izlemeli)</li>
<li><a title="Necip Hablemitoğlu'nun Eserleri" href="http://www.hablemitoglu.com/eserleri.htm" target="_blank">Necip Hablemitoğlu&#8217;nun Eserleri</a></li>
<li>Daha fazlası: <a href="http://www.hablemitoglu.org/">http://www.hablemitoglu.org/</a></li>
</ul>
<p>Necip Hablemitoğlu Belgeseli Bölüm 1:<br />
<object width="425" height="355"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/xgm4MHbnc6c&#038;rel=1"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/xgm4MHbnc6c&#038;rel=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"></embed></object><br />
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=9cFzI6lyUws">Bölüm 2</a> &#8211; <a href="http://www.youtube.com/watch?v=Lu9CKjjnPnc">Bölüm 3</a> &#8211; <a href="http://www.youtube.com/watch?v=KmhqBmdxucI">Bölüm 4</a> &#8211; <a href="http://www.youtube.com/watch?v=UpzFVPoyxyM">Bölüm 5</a></p>
<p>Işık ve Sevgiyle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ufuk.agun.org/necip-hablemitoglu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sarmal Devinim</title>
		<link>http://ufuk.agun.org/sarmal-devinim</link>
		<comments>http://ufuk.agun.org/sarmal-devinim#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Nov 2006 07:38:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ufuk Agun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Benden Bana]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ufuk.agun.org/2006-11-14/sarmal-devinim/</guid>
		<description><![CDATA[
Günlerdir yağmur yağıyor İstanbul&#8217;da, durmaksızın, durmaksızın&#8230; Yere bastığınız ayağınız, coşkun bir nehri engellemiş ancak durduramamışçasına sular altında kalıyor. Sonbaharın çocukları ağaçlardan dökülmüşler, eğlenceli bir oyundaymış gibi çılgınca salınıyorlar sokaklarda&#8230; 
Bir yanda su altında kalan yuvalar, diğer yanda suya doyan çatlamış toprak&#8230; Bir yanda doğum, bir yanda ölüm sanki!..

“Bu nasıl bir denge böyle, söyle sevgilim söyle…”
Yağmur dineli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="Sarmal Devinim" alt="Sarmal Devinim" src="http://ufuk.agun.org/wp-content/uploads/2006/11/sarmal_devinim.jpg" align="left" /></p>
<p>Günlerdir yağmur yağıyor İstanbul&#8217;da, durmaksızın, durmaksızın&#8230; Yere bastığınız ayağınız, coşkun bir nehri engellemiş ancak durduramamışçasına sular altında kalıyor. Sonbaharın çocukları ağaçlardan dökülmüşler, eğlenceli bir oyundaymış gibi çılgınca salınıyorlar sokaklarda&#8230; </p>
<p>Bir yanda su altında kalan yuvalar, diğer yanda suya doyan çatlamış toprak&#8230; Bir yanda doğum, bir yanda ölüm sanki!..</p>
<p><span id="more-9"></span></p>
<blockquote><p><em>“Bu nasıl bir denge böyle, söyle sevgilim söyle…”</em></p></blockquote>
<p>Yağmur dineli yarım saat oldu. Mis gibi toprak kokusuna karışmış taze çimenlerin eşliğinde, iki nefes ölüm çekmeye çıktım bahçeye&#8230;</p>
<p>Günlerdir sokakları yıkayan, evleri basan, pantalon paçalarına imzasını bırakan su yoktu; asfalt kupkuru. Yeryüzüne hakimiyet kurmuş bir imparator edasıyla size hükmeden yağmur, dingin, zavallı, küçük su birikintilerine dönüşmüş.</p>
<p>Nereye gitti onca su? “Yok” mu olmuştu? Nereden gelmişti peki?</p>
<blockquote><p><em>“Yerlere düşen damlalar, yine yağmur oluyor mu?”</em></p></blockquote>
<p>Ağaçlara bakıyorum, çiçeklere… Neden meyvelerin çekirdekleri, etrafında, çürüdüğünde kendisine gübre olacak katmanla çevrili. Henüz bahar tomurcukları açtığında, bir gün gelip de içinde “can” taşıyacak olan meyveye dönüşeceğini, sonra kendisini dala bağlayan “göbek bağı”nın zayıflayacağını, toprak anaya kavuşup “can”a can katacağını biliyor muydu?</p>
<p>Bir sarmal devinim…</p>
<p>Ya ben? Düşünceleri yağmur misali evrene salınan, her geçen gün uzun ince yokuşu ağır ağır yürüyen Ufuk…</p>
<p>“Yok” mu olacağım? Nereden gelmiştim ki?</p>
<blockquote><p><em>“Çığlığım yankılansa, çarpıp da benden bana!..”</em></p></blockquote>
<p>Işık ve Sevgiyle…</p>
<p><em>(01.11.2006/İstanbul)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ufuk.agun.org/sarmal-devinim/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
