Kainata Yayılan Dalgalar
Ekleyen Ufuk Agun - 12 Mar 2007 08:16 am
Çocukluğumun yazlarını bir Anadolu kasabasında tam bir “köy yaşantısı”yla geçirdim. Okulların kapanıp tatilin başlamasından kısa bir süre sonra, ciğerlerime temiz havayı çekeceğim köyümüze giderdim. Büyük şehrin yüksek binaları arasında gökyüzünü görmekte zorlanan bir çocuk için ne büyük mutluluktu. Tarlasını sulamak… deresinde balık tutmak… çobanlık yapmak… uçsuz bucaksız bir ovanın ortasında, masmavi gökyüzünün altında, sapsarı buğday başaklarının arasında koşmak, yuvarlanmak…
Kerpiç, 3 göz odası olan sıcacık bir evi vardı dedemlerin, envai çeşit meyve ağaçlı bahçesi de cabası. Akşamları, evin bahçesinde brandadan kurduğumuz “Çadırdan Agarta”ya giderdik kuzenimle. Yıldızları seyretmek bambaşka olurdu, şehir ışıklarının kirletemediği gecede…
Şimdi rüya gibi gelen o yazlarda bir sorunum vardı. Aylarca ailemin sesini duyamamak. İşte o zaman çocukluk aklımla “komik” bir şey düşüncem vardı. Gecenin sessizliğinde gökyüzünü dinler, Annemin sesini duyacağımı sanırdım. 15-20 cm’lik kare camların ağaç çerçevelerle birleşmesinden oluşan pencerenin yanı başındaydı yatağım. Yıldızlara bakar saatlerce dinlerdim… Dedemin horlama sesi, benim uzayı dinleme girişimlerini sabote etmeye çalışırdı ama olsun…
Gel zaman git zaman, fizik dersleri almaya başladım okulda. Suya atılan taşlar nasıl da dalgalar yaratıyordu. Taşın atıldığı noktadan uzaklaştıkça dalga boyunda değişiklik olabiliyordu ama dalga yayılmaya devam ediyordu. Atlas Okyanusu’na bir meteor düşse, oluşturacağı dalga o kadar yüksek olur ki, bir zaman sonra onun dalga etkisi Haliç’e kadar uzanır. Ama bu etki bizim diğer dalgalardan ayırt edemeyeceğimiz kadar zayıflamış olur.
“Ses dalgası” kavramını öğrendim sonra… Aramda 1 metre olan bir kişiyi duyuyorum. 10 metre olunca biraz daha az ama yine de duyuyorum. 100 metre var ise duyamıyorum. Duyamama nedenim, bu mesafe içerisinde sesin “yok olması” mı? Elbette değil, sadece benim kulağımın algılayamayacağı bir frekansa düşmesi… O ses halen var olsa da bana “yok”muş gibi geliyor. Köpek düdüklerini duymuşsunuzdur, üflendiğinde insan tarafından duyulmaz ancak köpekler tarafından duyulabilir.
Yüksek sesli müzik dinlerken bu ses dalgalarının fiziksel olarak neler yapabileceğini de görebiliyorum; hoparlörün membranı nasıl gelgit hareketleri yapmakta. Karşısına geçtiğinizde sesin dalga dalga yayılışını içimiz titreyerek hissedebiliyoruz.
Sonra anladım ki, çocuk aklımla dinlediğim gökyüzünde yüz binlerce ses dalgası dolaşıyor. Hatta bu hareketin zaman aldığını düşünürsek (suya atılan taşın yarattığı dalgaların zamanla hareket etmesi gibi) geçmişe ait sesler dahi dalga hareketini sürdürüyor. Belki de bugünkü teknoloji veya duyu organlarımızla duyamayacağımız frekansta… “Kulağım çınladı birisi beni andı…” sözü nereden çıktı acaba?
Bir de şu konu var;
Enerjinin korunumu kanunu. Bir şey yoktan var edilemez, vardan yok edilemez; ancak birbirine dönüşebilir. Yerlere düşen damlalar, buharlaşır, yeniden yağmur olur…
Elimize büyükçe bir taş alıp, denize atalım. Bu sırada ve sonrasındaki enerji dönüşümleri nelerdir:
Besinlerden hücrelerimizin dönüştürdüğü enerji, kaslarımızda da hareket enerjisine dönüştü. Bu enerjiyi elimizdeki taşa aktardık. Taş havada hareket ederek yerçekimine karşı koyamayıp sonuçta suya düştü. Suyla teması sırasında hareket enerjisini suya aktardı. Suda dalgalar oluştu ve bu dalgalara yüklenmiş olan enerji suyla aktarılmaya başladı (aynı taşın havadaki hareketi gibi) Sonra dalga kıyıya ulaştı. Orada yok mu oldu? Kesinlikle hayır, enerji kaybolmaz ki. Kıyıda kayalar olduğunu düşünelim. Bu enerjinin bir kısmı kayalara aktarıldı. Kayalara aktarılan enerjinin etkilerini binlerce yılın sonunda görmek mümkün. Aktarılan bu enerjiler zamanla o kayaları param parça ediyor. Kumsallar nasıl oluştu ki? Kayalardan yansıyarak geri dönen enerji ise yolculuğuna bir başka kıyıya vurup yine dönmek üzere devam etti.
Güzel bir çocukluk hikayesinden nereye geldim değil mi? Sıkılmadan okuyacağınız ümidiyle devam etmek istiyorum.
Sonra ergenlik döneminde garip sorular sormaya başladım;
- bir bardağa bakıp “bu bardağın şekli gerçekten böyle mi yoksa ben ve tüm insanlar mı böyle görüyor?”,
- “çok iyi yalıtılmış bir kürenin içine, bir delikten anlık ışık tutsam, iç çeperlerinde yansıyarak sonsuza kadar hareket eder mi? Sonra bir gün açsam küreyi etrafı aydınlatır mı?”
- “Düşüncelerim de ses gibi dalga dalga yayılıyor olabilir mi?”
Bu ve benzeri sorularımı konuşabileceğim tartışabileceğim kimse yoktu. Ne zaman konusunu açmak istesem “fazla ders çalışmış, beyni sulanmış” bakışlarını görebiliyordum. Zamanla baktım ki etrafımdaki insanları sıkıyorum, konuşmamaya başladım bu sorular üzerine…
Ama ses dalgalarına benzer şekilde düşüncelerin de dalga dalga yayıldığını, evrende düşüncelerin hareket ettiğini hayal ettim hep…
2004 yılında bir gazete haberini gördüğümde bir garip his yayıldı içimde: Bu haberde, başınıza bağlanan elektrotlarla bir topu hareket ettirmek üzere bir düzenek olduğu yazıyordu. Haberdeki “Beyin Topu”nu biraz araştırdıktan sonra bilimsel çalışmayı yapan enstitüyü buldum:
http://smart.tii.se/smart/projects/brainball/index_en.html
Konuyla ilgili pek çok bilimsel açıklamaya buradan ulaşmak mümkün. Sistemin nasıl çalıştığını merak edenler http://www.i-p.se/doc/IPMB512K.wmv adresindeki videoyu izleyebilirler.
http://www.i-p.se/index.aspx?page=promotional adresinde başka açıklama ve videolar da mevcut.
19 Mayıs 2004 tarihinde, İlhan İrem Yahoo mail grubunda bir yazı yazdım, “Beyin Dalgaları” başlıklı. Sonuç olarak benim için beynimizin, kayalara vuran su dalgaları gibi yahut camı kıran ses dalgaları gibi, düşünce dalgaları ürettiğine dair ispatı oldu bu çalışmalar. Bunları bir aracı kullanarak fiziksel etkiye dönüştürmek mümkündü. Hatta aracı kullanmadan, düşünceyle kaşıkların eğildiğini, bardakların kırılabildiğini de duydum, okudum. Bunlar uzak gibi gelse de şu an size, çok daha yakın gelebilecek örnekler vermek istiyorum. 2004 yılında grupta yazdığım maillerdeki gibi;
Bazı insanlarla tanıştığımızda hemen kanımız kaynar, bazı kişilere “nur yüzlü” der, hemen güven duyarız. Size güler yüzle günaydın diyen bir insana tepkimiz onun davranışıyla paraleldir. İşte bu aşamada “sevgi enerjidir”. Birbirimize aktardığımız, çevremize ve evrene yayılan bir enerji…
Bir yerde otururken size bakıldığını düşünüp başınızı çevirdiğinizde gerçekten birisinin size bakıyor olduğunu görürsünüz. Hiç konuşmuyor bile olsa, gergin bir insanın yanından uzaklaşmak istersiniz, aynı odada bulunduğunuz sürece sizi de bir gerginlik alır. Uzun süredir hiç görüşmediğiniz bir arkadaşınızı düşünmenizden kısa bir süre sonra karşılaşırsınız veya telefonunuz çalar, arayan odur… İlginç bir başka şey de halk arasında “Aklıma gelen başıma geldi” gibi bir sözün yer etmiş olmasıdır.
Düşüncelerimiz, hissedişlerimiz, isteklerimiz… Beynimizin kıvrımlarında dönen her şey dalga dalga yayılıyor evrene. İyi düşünceler, kötü düşünceler… Ve tüm bunlar, bugün yarın, bir şekilde kıyılara vuruyor ve evrenin bütünlüğü içinde bir fiziksel sonuç yaratıyor. Nasıl ki yıllarca ardı ardına kayalara vuran dalgaların, güçlerini birleştirip o kayalara etki etmesi gibi, düşünceler de birleşip olayları etkileyebiliyorlar.
İlhan İrem İstanbul Konseri… Binlerce Yüreğin saf temennileri birleşerek yağan yağmuru durdurmadı mı? “Bir Yıldız”, açılan bulutların arasından yıldızların altında söylenmedi mi?..
İlhan İrem’in Kasım 2006’da Hulusi Tunca ile yaptığı özel röportajdan:
“Kainat derin düşüncelerle dönüşür, büyülenir. ”
Aynı röportajda İzmir Konserinde yağmurun durmayışı üzerine söyledikleri de konuyla çok ilgili:
“Tümüyle inanç konusudur… Kitleyi ilgilendiren oluşumlarda ruhların eksiksiz buluşması gerek. Büyülü desen hiçbir negatif yaklaşımla, hiçbir noktasında kararmamalı.”
Bu evreni oluşturan bütünün parçalarıyız ve kainat bizim düşüncelerimizle şekilleniyor…
Karanlık hiçbir zaman yok olmayacak ancak bizim bu mavi gezegene daha fazla ışığı, daha fazla sevgiyi sadece isteyerek getirebileceğimizi biliyorum.
Işık ve Sevgiyle…
09.02.2007
Ah Ufuk ah,
Bana da zaman zaman aklıma gelen ve düşüncelere, hatıralara sürükleyen çocukluğumu hatırlattın. Ankara’ da dedemlerin yanında büyürken Cebeci’de ki Köylüler sokağını, şimdi hatıralarda kalmış halini hatırlattın. Dedemin benim için yazdığı şiirden birkaç satır geldi şimdi aklıma (nur içinde yatsın) :
Koş yavrum koş,
Bir aşağı bir yukarı,
Burası Köylüler sokağı
Yeniden merhaba,
Yazının ilk bölümü bana Jodie Foaster’ın ‘mesaj’ filmini hatırlattı.
Enerji konusunda yazdıklarına katılıyorum.Son yıllarda çok konuşulan tartışılan ve üzerine çok kitaplar yazılan bir konu.Bir insanın içindeki enerji ile iyi veya kötü, hayatına yön verdiğini düşünüyorum.Yaydığımız enerji bize yön veriyor.Her şey insanın içinde yani.Hayatımızın bazı dönemlerinde olmasını istemediğimiz durumlar da bunla ilişkili.Yaydığımız pozitif ve negatif enerji bir şekilde bize geri dönüyor.Geçen günlerde başıma gelen basit bir olayı anlatayım.İşyeri bina olarak başka bir binaya taşınacaktı.Bütün eşyaları kolilere koyduk dolayısyla yapacak işimiz yoktu.Bizde bilgisayarda film izleyelim dedik.Filmi koyduktan sonra hepimiz aynı anda patron bizi ‘yakalayacak’ dedik ve 10 saniye sonra patron aşağıya indi ve bizi hepimiz aynı anda suç işleyen çocuklar gibi kırmızı suratlarla ayağa fırladık.Bir şey söylemedi hepimizin yorumu’secret’ oldu.İzlediğimiz film de enerji ile ilgili bir filmdi.
Hoşçakal